AŞK BAŞKA EVDE - YORUM




Tanıtım Bülteni

Aşk ecel gibidir, geldi mi kaçamazsın…

"… Herkes annesinin, babasının biricik kızıdır. Hiç kimse bir gün metres olabileceğini aklına dahi getirmez. Kader mi bu hale getirir, aptallık mı, yoksa aşk mı bilinmez ama metres olmak büyük bir yüktür, taşınması güç bir etikettir. Mutluluktan çok acıdır. Bir kadın bunu ancak metres olduğunda anlar…"

Genç ve güzel Eylül bir gün aşkı bulduğunda bunun hayatının en büyük sınavı olacağını hiç düşünmemişti. Saruhan, aşkın peşinden giderken yeniden hayallerini bulduğunu ve yeniden kendi olduğunu fark ettiğinde bir seçim yapmak zorunda olacağını hiç tahmin edememişti. Bir fotoğrafla tüm mutluluğu elinden alınan Asuman ise aşkı nerede bıraktığını hiç bilememişti: "Herkesin başına gelebileceğini ama benim başıma böyle bir şeyin gelmeyeceğini düşünmüştüm. Meğerse ne kadar aptal bir düşünceymiş bu."

"Metres yuva yıkan mıdır, yoksa yuvayı ayakta tutan mı?" sorusuna cevap arayan Sinan Akyüz, yine gerçek bir hikâyeden yola çıkarak bizi; aşkı, evliliği ve ilişkileri sorgulamaya çağırıyor. İncir Kuşları, Piruze-Şam'da Bir Türk Gelin gibi çok okunan kitapların yazarı Sinan Akyüz'ün kaleminden aşk ve aşkı arayanlar üzerine 

 sarsıcı bir roman: Aşk Başka Evde.

Yazarı: Sinan Akyüz
Çevirmeni : -
Orjinal Adı: -

Yayınevi : Alfa Yayıncılık
Goodreads Puanı: 2.91

Seri Sıralaması: -
Safa Sayısı: 366




 Kitabın girişi biraz dramatik olmuş,ilk sayfalarda Fadiş'in hastalığı, bunalımlı hayatı ne alaka dedim yani daha ilk sayfadan bu derece acıya ve drama boğmasaydı yazar da bir kendimize gelseydik :)

Fadiş karakteri, esas kızımız Eylül'ün en yakın arkadaşı,hatta Fadiş' in gazetelerin üçüncü sayfasına çıkacak bir hayatı olmuş, ( ama gel gör ki Eylül bunu benimle birlikte öğreniyor :)

Kitap düşündüğüm gibi değildi, ben iki insanın zor ama tutkulu aşklarını okumayı beklerken,karşıma, erkek ve kadın ilişkileri üzerinden bolca dem vurmuş, verdiği örneklerle ve beylik laflarla, olayın farklı bir boyutunu anlatan bir kitap çıktı.

Gerçi bu kitaba bakarsan iki cinste birbirinden uzak durmalı, erkekler ne istediğini bilmeyen, gözü dışarıda,parmağına yüzüğü takınca yüz seksen derece dönen,hayatının büyük bir kısmını çocuklarına adadığı için,eşlerini aldatılmaya layık bulan bir insan türü, kadınlar da sürekli şikayet eden, onları yontmaya çalışan, sürekli ağlayıp zırlayan ve başarısız olmaya mahkum birer kurban :)

Kitapta erkeklerle ilgili çoğu zaman nokta atışı yapıldığını düşünsem de, bazen biraz abartmıyor mu yazar diye düşünmeden edemedim, ama sonra yazarın bir erkek olduğu geldi aklıma ve bu durumda ben kim oluyorum ki :))

Eylül kızımız 27 yaşında, büyük bir şirketin halkla ilişkiler bölümünde çalışıyor,bana göre tuhaf bir arkadaş çevresi var,fazlaca dertli, sürekli şikayet eden,hayatın içinde boğulmuş ( bir ara bende boğulacaktım çökmüş hallerinden) insanlardan oluşuyor,erkekler konusunda tam bir profösör olan bu kadınların çoğu aldatılmış,hiç mutlu olamamış ve suçu az da olsa kendilerinde de aramaktansa karşı cinse vur abalıya cinsinden saldırgan bir tutum sergileyen tipler :)

Saruhan beyimiz 44 yaşında zamanında aşık olduğu kadınla evlenmiş, boyunca iki oğlu ve küçük bir kızı olan, üç çocuk babası bir adam, kendisi ne yardan ne serden vazgeçen,evdeki kadının kulağına aşk sözleri fısıldarken, bir yandan da diğer kadını idare eden bir zavallı bence, neymiş Eylül'e aşıkmış pehh,(bence en çok kendisine aşıktı ) ..




Kitabın bence en akılda kalacak sayfaları radyo programcısı Kürşat ve köpeği Sunny'nin ilişkiler üzerine yaptığı canlı yayınlardı, kadınlar ve erkekler üzerine yaptığı programda ele aldığı konular ve özellikle bağlanan dinleyiciler çok şey öğretiyor insana, Kürşat'ın telefona her bağlanan ve erkekler hakkında ağzına geleni söyleyen kadınları akıllıca ters köşeye yatırmasını okumak eğlenceliydi, özellikle kendisine sürekli laf atan erkekler hakkında hakaret eden kadına Vakko ve Beymen mağazalarıyla ilgili verdiği örneğe bayıldım.

(Sonlara doğru Kürşat'ın kim olduğunu öğrenince şaşırmadım değil,kelin ilacı olsa dedim içimden,ama bence paçayı ucuz kurtarmış onuda belirteyim) 

Bence bu kitap için bir Eylül Saruhan aşkına ihtiyaç yoktu,zaten ortada bir aşk ta yoktu, en azından ben hissedemedim,duygular bana tamamen sahte geldi, zaten adamın sahteliği, kadının sürekli ağlaklığı daral getirdi içime :)


Radyo programına katılan insanların anlattıkları ve yaşadıkları olaylar bence asıl kitabı oluşturan bölümlerdi bizim kahramanlarımız boş sayfalara serpiştirilmiş gibiydiler ..

Kitapta bir çok sayfada yer kaplayan resmiyet ve aşırı kibarlık çok güldürdü beni, en son dedemin gençliğinde vardı büyük ihtimalle sonu cığım'la biten hitap şekilleri :)

Saruhan'ın bir ara Eylül'ü Amerikan cikletine benzetmesi,gönderdiği çiçeklere sebze demesi ve cebinde tarak taşıması kitabın en ilginç ve itici buluşlarıydı bence :)


Hatta bir ara da karısını yaka iğnesine benzetti, herhalde şunu demek istedi, "Orada olduğunu biliyorum bunun için sana dokunmama gerek yok" ..

Ne iki yüzlü bir adam...



PUANIM




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder