ÇİLEK MEVSİMİ - YORUM



Tanıtım Bülteni

"Ne olacağını bilmiyorum..." dedi onun bakışlarındaki tedirginliği yok etmek ister gibi, "Ama öğrenmek istiyorum Mira. Hayatımdaki tüm kaosa, tüm belirsizliğe rağmen bunu seninle yaşamayı istiyorum." diye fısıldadı ve ardından ekledi, "Çünkü seni incitebilme ihtimalime rağmen, seni istemekten vazgeçemiyorum."

Bir bahar günü çilek kokuları içerisinde tanışan ve birbirlerinden ilk görüşte etkilenen Mira ve Yağız için aşkın büyüsüne kapılmak çok zor olmamıştı. Diğer taraftan, aralarına bir kara kedi gibi giren Yağız'ın tehlikelerle örülmüş geçmişi, mutluluklarının uzun sürmesine izin vermemişti. Hızlı ve tutkuyla başlayan bir aşkın özneleriyken kendilerini birdenbire hoyrat bir ayrılığın içinde bulan Yağız ve Mira'nın günlerine özlemin ıssızlığı sinmişti. 

Günün birinde geçmişinin karmaşasını, sırlarını çözüp bir daha gitmemek üzere geri gelen Yağız, ardında bırakıp gittiği mutlu, tasasız, cıvıl cıvıl kadını aynı bulabilecek miydi? Derinden yaraladığı Mira'ya kendisini affettirebilecek miydi? Daha da önemlisi Yağız, Mira'ya yaşadıklarını unutturabilecek miydi?


Yazarı: Burcu Büyükyıldız
Yayınevi : Müptela Yayınları
Goodreads Puanı:  4.34
Seri Sıralaması: 1/5
Safa Sayısı: 498






Çilek Mevsimi, adı gibi çilek tadında bir kitaptı :)

Maalesef bu topraklarda töre denen bir gerçek var, aklın sınırlarını zorlayan , insanların hayatlarını mahveden bir lanet, işin en acı tarafı da varlığını bugün bile devam ettiriyor olması..

Hikayemizin erkek karakteri Yağız, Mardin'li başarılı bir mimar, yıllar önce sırf bu geri kalmış adetlerden kaçmak için terk etmiş doğduğu toprakları, kendisine yarım bir hayat kurmuş, yarım diyorum zira geride bıraktığı Aşiret'in peşini hiç bir zaman bırakmayacağının ve topraklarını ne kadar istese de tam anlamıyla terk edemeyeceğinin farkında , bu nedenle tam olarak bir yere yerleşememiş, ev diye kaldığı otelleri, aşk diye gecelik ilişkileri tercih etmiş, çünkü bir gün geri çağırıldığında arkasında bağlanabileceği birilerini bırakmak istememiş, ta ki Mira ile karşılaşıncaya kadar :)

Mira, güzel ve akıllı bir kadın, kendisine ait küçük bir cafe si var, Yağız'ın aklını başından alan çilekli tartların sahibi, tamam tartı geçelim, direk sahibi Yağız'ın aklını başından almış olabilir :))

Güzel bir bahar günü, Yağız ve Mira'nın yolları çilek kokan bu Cafe'de kesişiyor, kız farkında bile olmadan adamın kalbine bir dilim Çilekli Tart la sahip oluyor, önceleri kaçıyor adam, bağlanmaktan korkuyor, bağlanırsa bırakamayacak, hep sahip olmak isteyecek, ve bu kızında hayatını, törenin, aşiretin eline bırakması anlamına gelecek,

Fakat işler hiçte istediği gibi olmuyor, aralarında başlayan tutkulu aşk, onları yakıp kavururken, Yağız'a töreyi de aşireti de unutturuyor, evleniyor kadınla, ama mutlulukları kısa sürüyor, neden mi, çünkü Mardin'de işler karışmış durumda, Yağız'ın abisi kayboluyor, ve onun öldüğüne karar veren lanet olası aşiret, dul kalan yengesiyle evlenmek zorunda olduğunu söylüyor, üstüne bir de hem köyün hemde Yağız ve ailesinin başına bela olan Berzan Ağa...

Mardin'e geri dönüp işleri yoluna koyması gerek, nasıl yapacağını kendisi de bilmiyor ama, eğer gitmezse aşiret evlendiğini öğrenip, karısıyla tehdit edip hayatını mevzu bahis yapacak..


Yağız'ın işi çok zor , Mardin'e dönüp işleri yoluna koyabilecek mi, töreden, kurşunlardan kurtulup geri dönse bile, döndüğünde hiçbir şey söylemeden sadece bir notla terk ettiği kadın onu affedebilecek mi , tüm bu sorular beynini kemirirken, Yağız, Mira'nın kucağındaki minik sürprizi gördüğünde töreye bir kez daha lanet ediyor..

Kitapta Yağız'ın çocukluk arkadaşı Sidar'da dikkat çeken bir karakter, soğuk ve karizmatik, kötü gibi görünen ama tam tersi olan bir adam, Mira'nın kuzeni Bengi ile tesadüfi karşılaşması ve birbirlerinden etkilenmelerini zevkle okudum, keşke onlarında hikayesini anlatacak ayrı bir kitap yazılsaydı :)


Kitabın yan karakterlerinden Ela ve Mira'nın abisi Sarp'a pek yer verilmemiş, gerçi onlara ait kitap sırada ve okunmayı bekliyor "Bir Günah Gibi"

Bu kadar güzel bir kitabın eksileri de vardı tabi söylemeden geçemeyeceğim, öncelikle yazı puntosu, insanı kör bırakmaya yetecek bir ölçüdeydi, üstelikte kitabın başlarında sürekli geçmişe dönülüyor, bu kadar küçük bir puntoyla üstüne bir de el yazısıyla , cehennem azabıydı desem yeridir :)

Kitap aslında, daha kısa olabilirdi, iç sesler ve özellikle son yüz sayfa biraz fazla uzatılmış gibi geldi bana :)



PUANIM







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder